AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap

 

 

Peygamberler Şehri ŞanlıUrfa Ülkü Ocağı Forum Sitesine Hoşgeldiniz.

Ocak Başkanımız Sayın; Mehmet Arpacı'ya Görevinde başarılar dileriz. Allah (c.c) yardımcısı olsun...


Paylaş | 
 

 TÜRK KAVMİNE GÖNDERİLEN PEYGAMBER...!!!! OGUZKAĞAN'MI

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
DündarTaşer

avatar

Mesaj Sayısı : 13
Kayıt tarihi : 20/11/09
Nerden : BOZKURDUN DOGDUĞU YERDEN

MesajKonu: TÜRK KAVMİNE GÖNDERİLEN PEYGAMBER...!!!! OGUZKAĞAN'MI   Cuma Kas. 20, 2009 10:43 am

TÜRK KAVMİNE GÖNDERİLEN PEYGAMBER
Bu yazımızı okuyan bazılarının; “Türk’ün Peygamberi de nereden çıktı” dediklerini duyar gibiyim. Her şeye rağmen bir yaraya parmak basmak zorundayız. Her kavme bir Peygamber gönderildiğine göre Türk Kavmine(milletine) gönderilen Peygamberi neden bilemiyoruz? Birer Türk olarak bunu bilmek bizim hakkımız değil midir? İşte bu müktesep haktan ve meraktan hareketle bu araştırmayı yapma lüzumunu gördük.
Türk denince, hemen ırkçılık damgası vuran, Arap-Fars dendiği zaman ağzının suyu akanların yanlış anlamalarına izin verilmemesi için öncelikle şu açıklamayı yapmak lüzumunu görüyoruz: Hz. Muhammed, “Son Peygamber” olup, bütün Alemlere Rahmet olarak gönderildi. Kainat onun hürmetine yaratıldı. Bütün İnsanlar, Cinler ve Peygamberler ondan Şefaat dileyecekler. O bütün kainatın Peygamberidir. Diğer Peygamberler Kavim Peygamberidirler. Buna hiç birimizin itirazı yok. Bu İman ve İnanç çerçevesi içerisinde kalarak, bu güne kadar diğer kavimlerin Peygamberlerinin bilindiğini, ancak Türk Kavmine gönderilen Peygamberin kasıtlı olarak gizlenmesi düşündürcüdür.
Şimdi Ayetlerin ışığında bu konuyu aydınlatmaya çalışalım: Cenab-ı Allah, Kur’an-ı Kerim’inde; “Andolsun ki biz, Allah’a kulluk edin diye her Ümmet’e bir Peygamber gönderdik...”(Nahl s.36) buyurmaktadır. Bir başka Ayetinde; “Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir Peygamberi memleketlerinin ana merkezine göndermedikçe, o memleketi helak edici değildir.”(Nahl s.59) buyurmaktadır. Her kavme mutlaka bir Peygamber gönderildiğini bu iki Ayet-i Kerime’den anlamaktayız.
Bazı araştırmacılar, Hz. İbrahim’in babasının takma adının(Hazar Bölgesinden geldiği için) Azer olduğu, asıl adının Tarekh(Taruh) olduğu ve Tarekh, Tarıkh, Türükh’den hareketle TÜRK olduğunu ve KANTURA adında Türk bir hanımla evlendiğini beyan etmektedirler. Hz. Muhammed’in; “Kantura Oğullarına ilişmeyiniz. Mürüvvet, nimet ve saltanat onların olacak” mealinde bir de Hadisi vardır. İbrahim tezinden hareketle, Hz. İsmail’in soyundan gelen Hz. Muhammed’in de Türk olduğu ileri sürülmektedir. Arap kaynaklarında Peygamber Efendimize ve Ailesine “Arab-ı Müstağribe” denilmektedir. Yani “Garip Arap, Yabancı Arap, sonradan Araplaşan” manalarına gelmektedir. Yine Peyganber Efendimiz; “Ben Arabım, Arap benden değil” derken, bir bakıma “Arab-ı Müstağribe” olduğunu anlatmak istemiş olabilir. Evs ve Hazreç Kabilelerinden olan Hz. Muhammed’in KURT(Hazreç) kabilesinden olması bir tesadüf olabilir mi?
Mısır Kralı Mukavkis, Peygamber Efendimize dört Cariye(taze genç kız) gönderir. Bu dört kızın Türk Sahabi oldukları beyan edilmektedir. Dedesi İbrahim’in geleneğine uyan Hz. Muhammed, Mariye İsimli Türk Kızı ile evlenir. Mariye’den oğlu İbrahim doğar.(Hz. Hüseyin de Türktür.Ayyıldız Yayınları) Bu konuya başka bir araştırmada geniş yer vereceğiz.
Biz asıl konumuza gelelim:
Türk’ün Peygamberini düşünüp dururken, Arslan BULUT’un “Türklüğün Yeni Dünya Düzeni” başlıklı araştırmasını okuyunca, Türk’ün Peygamberini öğrenmiş olduk. Ayrıca millet olarak nasıl aldatıldığımızı, uyutulduğumuzu acı bir şekilde öğrenmiş olduk. Hemen Yavuz Sultan Selim’in zamanına giderek, İran ve Mısır seferleri ile bağlantı kurduk:
Yavuz Sultan Selim, İran ve Mısır’a sefer yaptığında, İran’da ŞİA Mezhebinden yaklaşık 1000, Mısır’da EŞ’ARİ Mezhebinden yaklaşık 1000 dolayında Alimi, işsiz kaldıkları gerekçesi ile Anadolu ve İstanbul Medreselerine yerleştirmiştir. Yavuz Selim’in Alimlere olan saygısından dolayı yapmış olduğu en gafilce bu hata, Osmanlı’nın sonunu hazırlamıştır. Yavuz’un İran ve Mısır’a sefer yapmasının asıl nedeni toprak olmayıp, İslam adına İslam’a zarar veren ŞİA ve EŞ’ARİ(şimdiki Vahhabilik) fitnesini bastırmak gayesini taşıyordu. Bir toplumu Alimler bozar, yine Alimler dizer.. Alim bozulursa Alem bozulur...
Aslında İran ve Mısır’daki Fitnenin ve sapıklığın müsebbipleri ve uygulayıcıları yine bu “Sapık Alimler” idi. O zaman İran’da, Humeyni gibi “Kadınlarla Fiil-i Livata’yı” meşru gören Sapık Mezhep İmamı Alimler mevcuttu.(Tavzihul Mesail-Tahrirul Vesile s.61-62)
Zamanın İstanbul ve Anadolu Üniversitelerinde Türk olup, AKILCILIĞA dayanan İmam-ı MATURİDİ’nin Ekolünün geçerli olduğu bir çağda, bu Sapık Alimlerin Medreselere yerleştirilmeleri sonucu, NAKİLCİLİĞE dayanan Arap ve Pers Ekolünün geçerli kılınması sonumuzu hazırlamıştır. Bu NAKİLCİLER aynı zamanda İCTİHAT KAPILARINI da kapatmışlardı. Bu dönemden sonra Osmanlı yeniliklere kapandığı için, gerilemeye başladı. Matbaa’nın 150 yıl kadar Osmanlı’ya girmesine engel olan Türk Alimler değil, İctihat Kapılarını kapatan işte bu Nakilci Sapık Alimlerdi.
Bu Sapık Alimler, Kur’an Tefsirlerimizle oynayarak Türk’ün Peygamberi ZULKARNEYN’in Rum Hükümdarı İSKENDER olduğunu ileri sürdüler. Bu durumda İskender’in Mü’min olması gerekirdi. Halbuki İskender, Tahrif Edilmiş bir Din olan Hristiyanlığa inanıyordu. Yavuz’un gününden bu güne kadar hala Tefsir ve Meallerimizde ŞİA ve EŞARİ’nin tesirini görmek mümkündür. Zülkarneyn’i “Veli mi, Nebi mi” tartışmasına sokan bu Alimler, Kur’an-ı Kerim’de ismi zikredilen 28 Peygamberi, Din Dersi kitaplarımıza 25 Peygamber olarak yazdırmayı başarmışlardır. Asıl amaçları, Türk’e gönderilen Peygamberden söz ettirmemek, onu yok saymaktır.
Zülkarneyn’in Peygamber mi, yoksa Veli mi olduğu tarışılır ancak, Pakistanlı Prf. Ahmet DEEDAT’ın Kur’an-ı Kerim’de tesbit etmiş olduğu 19 rakamı, onun Peygamber olduğunu tasdik etmektedir. Kur’an-ı Kerim’de 513 yerde Resul ve Nebi kelimeleri geçmektedir. 513’ü 19 rakamına böldüğümüzde (513:19=27) 27 çıkmaktadır. Bu hesaba göre, Kur’an’da Kıssa’sı geçen Peygamberlerin sayısının 27 olduğunu anlıyoruz. Kur’an’daki sıralamaya göre Zulkarneyn’in ilk 27’nin içerisine girdiğini görmekteyiz.. Tabii ki bu 19 rakamına itiraz edenler de vardır.
Vani Mehmet Efendi eserinde “Kehf Süresinde” kıssası geçen Zülkarneyn’in, Oğuz Han olduğuna işaret etmiştir. Kur’an-ı Kerim’in El Kehf Süresi’nde 85. Ayetten, 92. Ayete kadar Zulkarneyn’nin Kıssa’sı anlatılır: “O da (batıya ulaşmak için) bir yol tuttu.- Nihayet Güneş’in battığı yere(Okyanus kıyısına) vardığı zaman, Güneş’i(sanki) siyah bir çamura batıyor buldu.- Sonra Zulkarneyn(doğuya doğru) bir yol tuttu.- Nihayet Güneş’in doğduğu yere(uzak doğuya) vardığı zaman Güneş’i öyle bir kavim üzerine doğuyor buldu ki, onlara, Güneş’ten kendilerini koruyacak bir siper yapmamıştık.- Sonra da(güneyden kuzeye doğru üçüncü) biryol tuttu.” Diye buyurulmaktadır.
Kur’an-ı Kerim’de, Zulkarneyn’nin Doğuya, Batıya ve Güneyden Kuzeye üç ayrı sefer yaptığı belirtilmektedir. Oğuz Han’ın 126 yıl süren Hanlığı sırasında, Turan ve Hindistan’a, Irak, İran, Şam ve Mısır’a kadar yürüdüğü, oralara Vali tayin edip, yurduna döndüğü anlaşılmaktadır. Bilge Kağan Kitabelerinde şöyle diyor; “Doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına(kutuplarda altı ay gece, altı ay gündüz olur) kadar ülkelerde yaşayan bütün milletler hep bana bağlıdır. Bunca milleti düzene soktum. Artık karışıklık yok. Türk Kağanı Ötüken’de oldukça, ülkede düzen bozulmaz.”(A.Bulut)
Yine Vani Mehmet Efendiye göre, Oğuz Han’ın kurduğu hakimiyet ve yapmış olduğu seferler, Zulkarneyn’in yapmış olduğu seferlerle çok benzerlik arzetmektedir. Bu nedenle Oğuz Han adı ile anılan Türk’ün Peygamberi’nin ZULKARNEYN ile aynı kişi olduğu görüşü gittikçe kuvvet kazanmaktadır. Tarikçilere göre aynı dönemde yaşayan iki kişinin, aynı dönemde Dünya Hakimiyeti olamaz. Öyle ise bahsi geçen bu iki isim aynı kişidir denilmekltedir.
“Kaşgarlı Mahmut’un Divanında(C1.S.111-113) Uygurlar anlatılırken; “Zülkarneyn, Uygur illerine geldiğinde Türk Hakanı ona 4000 kişi göndermiş. Bunların tuğlarında Şahin Kanatları takılı imiş. Bunlar hem öne, hem arkaya ok atarlarmış. Zülkarneyn, bunlara şaşmış kalmış ve güya Farsça; ”inan khuz khurend” yani bunlar, kendi kendilerine geçinirler, başkalarının yiyeceğine muhtaç olmazlar. Çünkü bunların elinden av kurtulmaz, istedikleri zaman avlanıp yiyebilirler” demek istemiş.”(E.Yavuz. Tarih Boyunca Türk Kavimleri. S.224)
Uygur bölgesine gelen Zülkarneyn’e karşı Türk Hükümdarının 4000 kişiyi savaşmak için değil de, karşılamak için gönderdiğini anlıyoruz. Eğer Zülkarneyn’in Türklerle bir soy bağı olmasaydı, Türk Hakanı karşılama yerine, ona savaş açarak karşılık verebilirdi. Çünkü Zülkarneyn’e peşinen bir teslimiyet ve bağlılık görülmektedir. Bu durum, Zülkarneyn’in Oğuz Han olabileceği ihtimalini kuvvetlendirmektedir.
“Türk Han’dan, Oğuz Han’a kadar hüküm süren Hanları sayan ve Oğuz Han’ın, Kara Han’ın oğlu olduğunu belirten Ebulgazi Bahadır Han’a (Şecere-i Terakkime) göre Türkler, Oğuz Han’dan üç nesil öncesine kadar Müslüman(yani Mü’min) idi.”(A.Bulut-Türklüğün Yeni Dünya Düzeni)
Vani Mehmet Efendi’ye göre “Oğuz Han, Türklere Hanif Dini’ni öğretiyordu.” Bu görüşe göre Oğuz Han, Hz. İbrahim’in dini olan Hanif Dini’ni yaymakta idi. Yani İslamiyet’ten 3700, günümüzden yaklaşık 5200 yıl önce Türkler Hanif Dini’ne inanıyorlardı ve Mü’min idiler.
Başka bir çalışmamızda “Şamanizm-Hanif Dini ve Şamanizm-İslam benzerliğine” ve Hz. Muhammed’in Kırk yaşına kadar Hanif Dinine inandığına değinmiştik. Belkide Tarihteki adı ile Şamanizm, Kur’an’daki adı ile Hanif olan bu din aynı dindir. Çünkü Tarihteki adı ile Oğuz Han, Kur’an’daki adı ile Zulkarneyn denen kişi eğer Hanif Dinini yaymış ise, bir kişi aynı anda hem Şaman, hem Hanif sayılır. Öyle ise bahsedilen din aynı dindir diyebiliriz.
Batı kaynaklı yalancı tarihçilerimiz, Türklerde “Yer Tanrı-Gök Tanrı” inancının hakim olduğunu iddia etmektedirler. Burada İki Tanrı ortaya çıkmaktadır. Asıl Tarihimiz ise Türklerde “Tek Tanrı İnancının Hakim olduğunu” yazmaktadır. Bu durumda bir çelişki gündeme gelmektedir. Hani Türkler Tek Tanrıya inanıyorlardı? Bu iki Tanrı da nereden çıktı?
Buradaki yanlış şudur: Asırlarca Kitabelerimizi biz tercüme edemedik. İlk önce Çinliler tercüme ettiler. Çince’den Macarca’ya, Macarca’dan Fransızca’ya, oradan Türkçe’ye yanlış olarak tercüme edilen Kitabelerimiz, bize hatalı olarak ulaştılar. Çünkü bir dilde olan bir kelimenin tam karşılığı sayılan kelime başka bir dilde olmayabiliyor. Biraz yakın veya benzeri kelime ile tercüme edilebilmektedir.
“Yer Tanrı-Gök Tanrı” ibaresine sadece “in” veya “ün” eki eklediğimiz takdirde kitabenin doğrusu ortaya çıkacaktır ve doğrusu “Yer(in) Gök(ün) Tanrısı” olduğu kolayca anlaşılacaktır. Böylece iki Tanrı inancı da ortadan kalkmış olacaktır. Türkler, yaklaşık bundan 5200 yıl önce Tanrı’yı “Yerin-Göğün Tanrısı” olarak tarif etmişler. Bu görüş İslam İnancına en uygun görüştür. Yaklaşık bu inanıştan 3700 yıl sonra Nazil olan Kur’an-ı Kerim’de bu tarif şekli, aynen Ayet olarak yerini almıştır.
Kur’an’da “Rabbussemevatü vel ard” olarak yerini alan bu Ayet’in meali, aynen Türklerin Tarifi gibidir: “Göklerin ve Yerin Rabbı” tanımı Dinlerin benzerliğini tescil etmektedir.
Şaman veya (Hanif) iken Mü’min olan Türkler, bu dinin tamamlayıcısı ve son din olan İslam ile tanışmakla daha da mükemmeliyet kazanmışlardır. Tabii ki, bu arada İslamlaşalım derken Araplaşma ve Persleşme’den de kurtulamamışız. Tarih, dinlerin benzerliğinden dolayı Türklerin Müslümanlığı seçtiklerini yazıyor. İşte bu benzerliğin sırrı, Hanif(Şamanizm) Dininde yatmaktadır. Attila Diyor ki; “Ben ve Milletim, Tanrının Kırbacıyız. Tanrı kendi yolunda çıkanları cezalandırmak için bizi göderdi.”(DLT) O dönemde henüz Müslüman olmayan Attila’nın “Tanrının Kırbacıyız” sözünden, onun da Hanif olduğu manasını çıkarabiliriz. Sonuç olarak, Hanif Dininin Oğuz Han, İslam Dininin Osmanlı Türkü tarafından dünyaya yayıldığını görüyoruz. Takdiri sizlere bırakıyorum. 12.10.1994- Mehmet Demir Atmalı. Gazeteci Yazar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DündarTaşer

avatar

Mesaj Sayısı : 13
Kayıt tarihi : 20/11/09
Nerden : BOZKURDUN DOGDUĞU YERDEN

MesajKonu: TAMEMINI OKUMADAN YORUM YAZMAYIN KİM OLURSA OLSUN!!!!!!!   Cuma Kas. 20, 2009 10:45 am

SAÇMA SAPAN ŞEYLER YAZMAYIN BİZ KENDİMİZE PEYGAMBER ARAMIYORUZ BİZİM PEYGAMBERIMIZ ELHAMDULİLAH HZ MUHAMMED SALALAHU ALEYHİ VE SELEM .....
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
TÜRK KAVMİNE GÖNDERİLEN PEYGAMBER...!!!! OGUZKAĞAN'MI
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
 :: ŞanlıUrfa Ülkü Ocakları Forum Sitesi :: Türkiyeden Haberler :: Türk İslam Tarihi-
Buraya geçin: